.
...VIII. Beş Yıllık Kalkınma Planı,  2001- 2005
özel ihtisas komisyonları:...
biyoteknoloji...
DPT Sunuşu..
.

BİYOTEKNOLOJİ VE BİYOGÜVENLİK

GİRİŞ:

Biyoteknoloji tıbbi ve tarımsal konularda yeni bir çığır açmıştır. Özellikle tıbbi biyoteknolojide yaşanan gelişmeler neticesinde hastalıkların teşhis ve tedavisinde büyük mesafeler kat edilmiştir. Tarımsal biyoteknolojideki gelişmeler sayesinde üretim ve çevre korunmasında faydalı olabilecek gelişmeler de olmuştur.

Modern biyoteknoloji araştırmaları genellikle, üniversiteler, özel sektör ve kısmen de kamu kuruluşları tarafından yürütülmektedir. Elde edilen sonuçların kullanılır hale getirilmesi ve çok büyük bir pazarının olması, bu alanda dev özel sektör kuruluşlarının yatırım yapmasına neden olmuştur.

Modern biyoteknoloji araştırmaları sonucunda elde edilen ürünlerin pazarlanması ve kullanımı gün geçtikçe yaygınlaşmaktadır. Ancak, bu ürünlerin kullanımından doğacak sonuçlar hakkında kesin bilgilerin bulunmaması bir takım soru işaretleri ve tartışmaları da beraberinde getirmektedir. Bu tartışmalar, insan, hayvan, çevre ve biyolojik çeşitlilik üzerinde yoğunlaşmaktadır.

Modern biyoteknoloji ürünlerinin güvenli üretimi, kontrolü ve kullanımını düzenlemek amacıyla gerek uluslar arası ve gerekse ulusal mevzuat hazırlık çalışmaları yapılmaktadır. Özellikle bu çalışmaların ileri düzeyde yapıldığı ülkelerde mevzuat hazırlıkları tamamlanmıştır. Türkiye’nin de dahil olduğu gelişmekte olan ülkelerde ise hazırlık çalışmaları devam etmektedir. Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanmakta olan bir Protokolün ise son aşamasına gelinmiştir.

I- MEVCUT DURUM

Modern Biyoteknoloji ve Kullanım Alanları

Biyoteknoloji “Özel bir kullanıma yönelik olarak ürün veya işlemleri dönüştürmek veya meydana getirmek için biyolojik sistem ve canlı organizmaları veya türevlerini kullanan teknolojik uygulamalar” olarak tanımlanmaktadır. Modern biyoteknoloji ise “rekombinant DNA, nükleik asitlerin hücre veya organellere doğrudan enjeksiyonu, farklı taksonomik gruplar arasında uygulanan hücre füzyonu gibi tabii fizyolojik çoğalma ve rekombinasyon engellerini ortadan kaldıran ve klasik ıslah ve seleksiyon yöntemlerince kullanılmayan İn vitro nükleik asit tekniklerinin tamamı” olarak tanımlanmaktadır.

Atıkların biyolojik arıtımından, mayalanma (fermantasyon) gerektiren gıda üretimlerine kadar çok farklı biçimlerde uygulama alanı bulan biyoteknoloji, 1970’lerin başından itibaren geliştirilen modern biyoteknoloji teknikleri ile, canlıların genetik yapısında geleneksel ıslah metotlarıyla ve doğal üreme-çoğalma süreçleriyle elde edilemeyen değişiklikler yapılmasını da mümkün kılmıştır. Bir canlı türüne başka bir canlı türünden gen aktarılması veya mevcut genetik yapıya müdahale edilmesi yoluyla yeni genetik özellikler kazandırılmasını sağlayan bu modern biyoteknoloji tekniklerine gen teknolojisi, Gen teknolojisi kullanılarak doğal süreçler ile edinilmesi mümkün olmayan yeni özellikler kazandırılmış organizmalara da “Genetik Yapıları Değiştirilmiş Organizma (GDO)= Genetically Modified Organisms (GMO)” veya uluslararası kullanımı ile “Living Modified Organism (LMO)= Değiştirilmiş Canlı Organizmalar" adı verilmektedir. Ülkemizde ise genetik yapısı değiştirilmiş tarımsal ürünleri ayırmak için genel bir isim olarak “Trasgenik ürün” tabiri kullanılmaktadır.

Modern Biyoteknolojik çalışmaların basamakları sırasıyla, istenen genlerin bulunması, karakterize edilmesi, izolasyonu ve hedef türe aktarılmasıdır. Modern Biyoteknolojinin tarifine giren teknolojilerin tamamı günümüzde canlı organizmalarla ilgili çalışmalarda rutin olarak kullanılabilir hale gelmiştir. Bu kullanıma, biyoteknolojinin son safhası olan doğrudan gen transferi, insan ve hayvan kopyalama da dahildir.

Yakın zamana kadar bitkilerde gen aktarımında kullanılan en önemli vektörler, konukçu hücreye girme yolunu kendisi bulan ve genlerini onlara aktaran genetik yapısı değiştirilmiş bakteri yada virüslerdi. Her biri bazı avantajlara ve dezavantajlara sahip çeşitli viral alternatifler mevcuttur. Çünkü virüsler her zaman eklenmiş genin yanında kendi genlerinin de bir kısmını etkili hale getirirler. Bunun sonucu olarak konukçu hücrede istenmeyen etkilerin görülmesi ihtimali vardır.

Bakteri ve virüsler yanında, pek çok fiziksel ve kimyasal metotlar, canlı memelilerde veya bitki hücre kültürlerinde seçilen hedef hücreler içine çıplak nükleik asit moleküllerini yerleştirmek için geliştirilmiştir. Bu metotlar ağır metal tuzları veya yüksek voltajda elektrikle muamele yoluyla mikro-enjeksiyon, küçük mermilerin doğrudan hücre içine fırlatılmasından (biolistics=Gun bombardment), organizmada belli bir hücre tipi tarafından alınacak şekilde yapılmış ince yağ kapsüllerinde (libozom) taşımaya kadar değişik metotları kapsar. Bu metotların pek çoğu için, nükleik asidin hücre tarafından alınmasını sağlayan benzer koşulların doğal olarak veya kirliliğin bir sonucu olarak ekosistemde de oluşması mümkündür. Gen transferinde en çok kullanılan yöntemler bakteri "Agrobacterium tumefacience", virüsler ve "Gun bombardment" yöntemleridir.

Tarımsal Biyoteknoloji

Modern Biyoteknoloji en geniş kullanım alanını tarım ve hayvancılıkta bulmuştur. Yüksek miktarda ve kalitede ürün almak amacıyla geleneksel kültür çeşitlerinin veya bunların yabani akrabalarının genetik yapıları değiştirilmektedir. En çok üzerinde çalışılan özellikler, hastalıklara ve zararlılara karşı dayanıklılık, yabancı ot ilaçlarına dayanıklılık, meyve olgunlaşma sürecinin değiştirilmesi, raf ve depolama ömrünün uzatılması ve aromanın artırılmasıdır. Gen transferinde en başarılı olunan bitkiler Domates, patates, mısır, soya fasulyesi, pamuk, tütün ve kolza'dır. Tahıllardan ise yalnızca çeltikte yabancı ot ilacına dayanıklılık geni aktarılmıştır. Buğday, arpa gibi yüksek ekonomik öneme sahip ürünlerde henüz üretime sokulmuş bir transgenik ürün bulunmamaktadır. Tahıllarda başarının gecikmesinde bitkinin biyolojisi yanında tohum değiştirmeme ihtimalinin yüksek ve dolayısıyla kar oranının az olması da etkili olmaktadır. Özellikle buğdayda çalışmalar hibrit buğday elde etmeye yönlendirilmiştir. Ancak hibrit buğdayın elde edilmesinden sonra transgenik çeşitlerin geliştirilmesi önem kazanacaktır.

Tıbbi Biyoteknoloji

Biyoteknoloji çeşitli hastalıkların teşhisi ve tedavisinde alternatif kit ve ilaçlar sağlayarak tıp dünyasına girmiştir. Biyoteknoloji uygulamaları insan hastalıklarının tedavisinde özellikle kanser ve genetik hastalıkların tedavisinde, bu hastalıkların kaynaklarının belirlenmesinde kullanılmaktadır. En yoğun kullanım alanı ise aşı üretimidir.

Biyoteknoloji insanların genetik yapısının belirlenmesine olanak sağlamaktadır. Böylece ileri teşhis yöntemleri geliştirilebilmekte ve hastalık sebepleri daha kolay belirlenebilmektedir. Genetik işaretleyicilerin kullanımı ile en uygun tedavi yöntemi seçilmektedir. Yeni ilaçların test edilmesi ve geliştirilmesinde kolaylık sağlamaktadır.

Yaklaşık 4000 genetik bozukluk tek bir gende olan eksiklikten kaynaklanmaktadır. 1980’lerin başında modern biyoteknoloji gen terapisi uygulamaları ile tıp dünyasına girdi. Gen terapisi öncelikle kan bozuklukları gibi tek gene bağlı hastalıkların tedavisinde kullanıldı. 2005 yılı itibariyle bu tür bozuklukların teşhisinde büyük mesafeler kaydedilmiş olacaktır. 1990’ların başından itibaren gen terapisi sonradan edinilen hastalıkların tedavisine kadar genişledi. Günümüzde gen terapisi çevresel faktörlerin de dahil olduğu çok faktörlü ve birden çok gene bağlı hastalıkların tedavisinde de uygulanma potansiyeline sahiptir. Gen terapisi amaca göre somatik hücrelerde uygulanarak kalıtsal özellik taşımaz veya üreme hücrelerinde uygulanarak kalıtsal olması sağlanır.

Ancak vektörlerin istenen geni etkin olarak taşımadığı ve taşınan genin kalıcılığının çok uzun olmadığı anlaşıldı. Bu alanda cevapsız sorular olmasına rağmen ilaç sektörü laboratuarlarda üretilmiş organizmalara gen aktarımı yoluyla gen terapisini biyo-ilaçlar haline getirdiler. Böylece biyoteknoloji insulin ve büyüme hormonu başta gelmek üzere çeşitli proteinden olma ilaçların geliştirilmesinde ve üretiminde kullanılmaya başlandı. Şeker hastalığı, hemofili, kan bozuklukları, büyüme bozuklukları ve sistik fibrosis tedavileri biyoteknoloji ile kolaylaştırıldı.

Modern biyoteknoloji metotları aşı üretiminde de kolaylık sağladı. Biyoteknoloji aşı üretiminde yaşanan miktar sorununu ortadan kaldırdı ve ikincil kaynakların kullanımına olanak sağladı. Özellikle hepatit B aşılarının rekombinant DNA teknolojisi kullanılarak üretimine başlandı. Günümüzde, az gelişmiş ülkelerde ciddi halk sağlığı problemlerine yol açan tifo, sarılık gibi bulaşıcı hastalıklar için de biyoteknoloji kullanılarak aşılar üretilmektedir. Ayrıca enfeksiyon yapan hastalık etmenleri önceden belirlenebilmektedir. Bu gelişmeler viral bulaşma riskinin azaltılmasını da beraberinde getirdi. Biyoteknoloji mevcut teknolojilerle üretilemeyen aşıların üretimine olanak sağlamıştır.

İnsan genomunun biyoteknoloji metotları ile incelenebilmesi genetik hastalıkların ve kanserin önceden tahmin ve teşhis edilebilmesini böylece ön tedbirler ve erken tedavi yöntemleri ile tıbbi başarının artmasını sağlamıştır. Antijenlerin biyoteknoloji ile üretimi de kanser tedavisinde de yeni bir ışık yakmıştır.

Günümüzde biyoteknolojik yollarla üretilen ilaçlar halihazırda dünya ilaç üretiminin %5’ini oluşturmaktadır. 2005 yılında bu oranın %15’e çıkması beklenmektedir. Piyasaya çıkan her 50 ilaçtan 10-15’i biyoteknolojik yöntemlerle geliştirilmiş ve üretilmiştir. 1990’ların başından itibaren 100 adet biyoteknolojik yollarla geliştirilmiş ilacın klinik deneylerine başlanmıştır. Mevcut ilaçlarla tedavisi mümkün olmayan bazı ilaçlar için biyoteknolojik yollarla geliştirilmiş 200-300 bileşim tedavide kullanılmaktadır. İlaçlarla ilgili alınan patentlerin %63’ü ABD ve Kanada, %25’i Avrupa, %7’si Japonya’da ve kalan %5’i diğer ülkelerde geliştirilmiş ilaçlara aittir.

Mikroorganizmalarda genetik mühendisliği

Biyoteknoloji özellikle fermantasyon teknolojisi, biyo-degredasyon süreçleri, ayrıştırma metotları gibi alanlarda kullanılan mikroorganizmalara yeni özellikler kazandırılarak veya istenmeyen özellikler elimine edilerek endüstriyel üretime katkı sağlamaktadır.

Modern biyoteknoloji teknikleri mikroorganizmaların dizinsel ve işlevsel özelliklerinin araştırılmasında kolaylıklar sağlamıştır. Böylece mikroorganizmalara gen transferi yapılarak yeni özellikler taşıyan mikroorganzimaların genetik inşası özellikle çevre sektöründe biyolojik temizleme (bioremediation) ve koruma çalışmalarında uygulama alanı bulmuştur.

Dünyada ve Ülkemizde Mevzuat Çalışmaları

Küresel seviyede biyoteknoloji ve biyogüvenlik düzenlemeleri:

Gündem 21, Bölüm 16 - 1992

Biyoteknolojinin çevreye duyarlı yönetimi Madde 16.32 GDO’ların risk değerlendirmesi ve yönetimi konusunda uluslararası prensiplerin geliştirilmesi ihtiyacını belirtir. Madde 16.35(c) bendi biyoteknolojide güvenlik için uygulanacak klavuzlara temel olarak uluslararası boyutta kararlaştırılmış prensiplerin çatısı altında güvenlik işlemlerinin geliştirilmesi, güncelleştirilmesi ve tamamlanması gereğini ortaya koyar.

FAO - Bitki Genetik Kaynakları Komisyonu- 1991

Bitki Biyoteknolojisi Talimatı’nın üçüncü bölümü biyogüvenlik üzerinedir. Madde 15(2) bitki gen kaynakları üzerinde olumsuz etkisi olabilecek transgenik çeşitlerin veya başka organizmaların “ileri bilgi anlaşması” ile ithal edilebileceğini belirtir. CPGR 1993 Haziran toplantısında biyogüvenlik düzenlemelerinin Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi - CBD altında yapılmasının daha uygun olacağı yönünde karar almıştır.

BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi

Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesinin 19. Maddesi Biyoteknolojinin ele alınması ve faydalarının paylaşımı hakkındadır. Maddenin 1. bendi taraf ülkelerin biyoteknolojik araştırma çalışmalarına genetik kaynakları sağlayan ülkelerin tam katılımını sağlamalarını, uygunsa çalışmaları kaynak ülkede sürdürmek için gerekli yasal, idari ve politik tedbirler almalarını; 2. bendi genetik kaynaklara dayalı biyoteknolojiden sağlanan faydaların kaynak ülkeler ile paylaşımı için pratik tedbirler almalarını; 3. bendi biyolojik çeşitlilik ve onun bileşenleri üzerinde olumsuz etkisi olabilecek GDO’ların güvenli transferi, ele alınması ve kullanımı alanlarında prosedürleri belirleyecek bir protokol hazırlanması ihtiyacını değerlendirmelerini; 4. bendi 3. bentde belirtilen organizmaların potansiyel olumsuz etkileri yanında, kullanımı ve güvenlik düzenlemeleri hakkında diğer taraf ülkeye mevcut bilgileri sağlamalarını öngörür.

Sözleşmenin “Yerinde Koruma” başlığı altındaki 8. Maddesinde (g) bendinde ülkelere “biyoteknoloji ürünü GDO’ların, insan sağlığına olabilecek etkileri de hesaba katarak, kullanımı ve doğaya bırakılmasından doğacak risklerin kontrolu, yönetilmesi ve düzenlenmesi için bir sistem kurma ve sürdürme yükümlülüğü verilmektedir. Sözleşme’nin Taraflar Konferansı tarafından genetik yapısı değiştirilmiş canlıların oluşturabileceği istila, gen kaçışı ve dağılımı, suni seleksiyon, toksik metabolitlerin üretimi gibi risklerin geleneksel çeşitlerin kaybı, genetik erozyon ve arazi bozulması, alıcı ortamlara dış girdilerin artması ve sosyo-ekonomik yapının bozulması gibi sonuçlar doğurabileceği genel kabul görmüştür. Bu nedenle Sözleşmenin 19. Maddesi 3. paragrafında belirtilen Biyogüvenlik protokolünün hazırlanması karara bağlanmıştır. Protokol hazırlıkları 1996 yılında başlamıştır ve 2000 yılında imzaya açılması planlanmaktadır. Protokolde genetik yapısı değiştirilmiş canlıların özellikle sınıraşan hareketi üzerinde durularak, bu canlıların ihracatı söz konusu olduğunda ithalatçı ülkenin önceden izninin alınması, ithalatçı ülkede verilecek iznin öntedbir alma prensiplerine uygun olarak ve risk değerlendirme sonuçları esas alınarak düzenlenmesi öngörülmektedir.

Toplantılarda oluşturulan taslak protokol metni ana başlıklarla amaç; genel yükümlülükler; kapsam; LMO’ların sınıraşan hareketinde uygulanacak kuralları içeren “ileri bilgilendirme anlaşması-AIA” prosedürü; risk değerlendirme ve risk yönetimi; bilgi alışverişi; kapasite artırımı; gizli bilgi; taahüt ve telafi; kasıtsız sınıraşan hareket ve acil durum tedbirleri; paketleme, taşıma ve işaretleme standartları; halkın bilgilendirilmesi ve katılımı; illegal trafik; taraf olmayan ülkelerle ve diğer uluslararası anlaşmalarla ilişkiler; sosyo ekonomik değerlendirme konularını içermektedir.

Üzerinde en çok tartışılan konular protokolün kapsamına LMO ürünlerinin, geliştirme, kullanma, çevreye üretim amaçlı bırakma eylemlerinin dahil edilmesi veya protokolün yalnızca sınır aşan LMO hareketleriyle sınırlandırılması; AIA prosedüründen ve bu kapsamda yapılacak olan bildirimden kimin sorumlu olacağı; risk değerlendirmesinin kim tarafından yapılacağı ve masrafının kim tarafından karşılanacağı; LMO’ların sınır aşan hareketinden kimin sorumlu olacağı; özellikle eksik bilgi verilmesine ve ihmale dayalı bir zarar söz konusu olduğunda zararın kim tarafından telafi edileceği; paketleme, işaretleme ve taşıma standartları olmuştur.

LMO geliştiren, üreten ve ticaretini yapan ülkeler Protokol kapsamının daraltılması ve ihracatçı ülkeye sorumluluk yüklenmemesi yönünde çaba sarf ederken, gelişmekte olan ülkeler protokolün sıkı uluslararası tedbirler getirmesi, ihracatçı ülkeye sorumluluk ve telafi yükümlülüğü vermesi, protokol kapsamında biyolojik çeşitlilik yanında insan sağlığına ve sosyo-ekonomik yapıya olabilecek olumsuz etkilerin de değerlendirilmesi yönünde beyanlarda bulunmuşlardır. Buna karşılık gelişmiş ülkeler söz konusu ürünlerin piyasaya çıkmadan önce risk analiz ve değerlendirmelerinin yapıldığı için aynı olayın tekrar yapılmasına gerek olmadığı konusunda ısrarcı olmuşlardır.

Protokol kapsamında olan konularda bir mutabakat sağlanamadığından protokolün imzaya açılma süresi geçirilmiştir. Ancak, protokolle ilgili çalışmalar son aşamasına gelmiş olup tartışmalı konular üzerinde anlaşma sağlanarak gelecek yılın ilk çeyreğinde protokolün tarafların imzasına açılması beklenmektedir.

Bölgesel seviyede biyoteknoloji ve biyogüvenlik düzenlemeleri

Avrupa Topluluğu Direktifleri:

Avrupa Topluluğunun genetik yapısı değiştirilmiş organizmaların çevreye salımı konusunda 23 Nisan 1990 tarih ve 90/220/EEC kodlu direktifi, GDO’ların ticaretinde ve doğaya salımında kurallar belirlemektedir. Direktifin kapsamına giren modern biyoteknoloji metodları, bu metodlarla geliştirilmiş GDO’ların ticareti ve karar sürecinde dikkate alınacak bilgiler Avrupa ülkelerinde izin işlemlerini oluşturmaktadır. AT üyesi ülkeler kendi sınırlarına girecek GDO’ların alan denemeleri ve piyasaya sürülmesi konusunda AT Komisyon kararına başvurmaktadırlar. Direktife göre GDO’ların bilinçli çevreye salımı ve sınıraşan hareketi risk değerlendirme ve ön bildirim şartlarına bağlanmıştır. AT Komisyonu herbir GDO için etiketleme bilgilerine varan kararlar almaktadır. Son bir yıldır Direktifte değişiklik önerileri AT Komisyonunda tartışılmaktadır. Bu değişiklikler GDO’ların ve GDO içeren ürünlerin çevreye salımının belli bir izleme planı çerçevesinde gerçekleştirilmesi, GDO’ların ve gerekli görülürse ürünlerinin etiketlerinde GDO olduğunun ve güvenlik şartlarının belirtilmesi, risk değerlendirmede GDO’nun çevre ve insan sağlığı üzerinde doğrudan ve dolaylı etkilerinin, kısa dönemde ve uzun dönemde ortaya çıkacak etkilerinin belirlenmesi yönündedir. Ayrıca Direktifin Genel Yükümlülüklerinde ülkelerin güvenlik önlemlerini öntedbir alma prensibine uygun olarak almaları ve antibiyotik direnç genlerinin GDO’lardan bertarafı yaklaşımı ile antibiyotik direnç geni içeren GDO’ların özel bir değerlendirmeye alınması önerilmektedir.

Avrupa Topluluğunun genetik yapısı değiştirilmiş mikroorganzimaların kapalı kullanımı konusunda da 23 Nisan 1990 tarih ve 90/219/EEC kodlu bir direktif bulunmaktadır. Bu direktifin amacı çevre ve insan sağlığının kapalı kullanıma tabii modifiye mikroorganizmalardan kaynaklanabilecek risklere karşı korunmasıdır. Direktif genetik yapısı değiştirilmiş mikroorganizmaların fiziksel ve biyolojik engellerle çevre ile temasa geçmesinin önlenmesini, direktif ekinde belirlenen parametrelere göre risklerin belirlenmesi için ön değerlendirme yapılmasını ve üye ülkelerin söz konusu mikroorganizmaların yaratacağı riskleri önleme yolunda tedbirler almasını gerektirmektedir.

AT’nin GDO’ları içeren bir diğer direktifi Yeni Gıdalar ve İçerikleri konusundaki 27 Ocak 1997 tarih ve 97/258/EEC kodlu direktifidir. Bu direktif diğerlerinin yanısıra GDO’lardan üretilmiş veya GDO içeren gıdaların insan sağlığı için tehlike oluşturmamasını garanti altına almayı amaçlar. Bu amaçla yeni gıdalar pazara sürülmeden önce Topluluğun değerlendirmesine alınır. Pazara sürüm başvurusunu alan üye ülke yeni gıda için bir ön değerlendirme yapmak durumundadır. Direktif içinde GDO’lara ayrıca değinilmiş ve GDO ürünü yeni gıdaların çevresel risk değerlendirmeye ağırlık vererek özel değerlendirmeye alınması öngörülmüştür. Herhangi bir üye ülke kendi sınırlarında yeni gıdanın pazarlanmasını yasaklayabilir. Direktife göre yeni gıdaya verilen izin etiketleme ve kullanım şartlarını tanımlamalı ve etikette yeni gıdanın GDO ürünü olduğu belirtilmelidir.

OECD Çalışmaları

OECD Bilim ve Teknoloji Politikaları Komitesi (CSTPs) altında Biyoteknoloji Çalışma Grubu, üye ülkelere özellikle halk sağlığı, sürdürülebilir endüstriyel kalkınma ve biyolojik kaynak merkezleri kapsamında biyoteknoloji bilim ve teknoloji politikaları alanında destek sağlamak amacıyla kurulmuştur. Çalışma grubu endüstri ve hükümetlere bioproses teknolojilerinin uygulanmasında klavuzluk yapacak olan sürdürülebilir kalkınma için biyoteknoloji adlı bir proje yürütmektedir.

Çevre Politikaları Komitesi (EPC) altında ise Biyoteknolojide Mevzuat Uyumu Çalışma Grubu biyoteknoloji uygulamalarında uluslararası uyumu sağlamak amacıyla kurulmuştur. Çalışma grubu GDO’ların çevresel risk değerlendirmesi için özel başlıklarda uyumlaştırma belgeleri hazırlamakta, GDO’ların moleküler karakterizasyonu için bilgi ihtiyaçlarını belirlemekte ve Biotrack online adı ile ülkeler arasında bilgi akışını sağlamaktadır.

Yine EPC altında yeni yem ve yiyeceklerin güvenliği üzerine bir iş gücü oluşturulmuştur. Bu grubun iş tanımı halen tartışılmaktadır. Ancak temel olarak GDO ve ürünlerinin gıda güvenliğinin sağlanması için belgeler hazırlayarak çalışma grubunun çevresel riskler için hazırladığı belgelere katkı sağlaması amaçlanmaktadır.

Çevre ve Tarım Politikaları Komiteleri Birleşik Çalışma Grubu biyoteknolojinin, bitkilerin ve hayvanların biyolojik potensiyelini değiştirebilecek veya üretime karşı çevresel direnci düşürebilecek veya ikisini birden yapacak, aynı zamanda gıdaların besin değeri ve güvenilirliği üzerinde etkileri olabilecek teknolojilerden birisi olması yaklaşımı ile OECD Sürdürülebilir Kalkınma raporuna bu konuda katkı sağlama görevini üstlenmiştir. Bu çalışma altında çiftlik sistemleri ile teknolojik gelişmeler ve aralarında bağlantı incelenerek, teknolojik gelişmelerin tarımsal yapı ve çevresel sürdürülebilirlik üzerindeki etkileri de ortaya konacaktır.

Tarım Komitesi ise gıda güvenliği ve kalite sorunlarından kaynaklanan uluslararası ticari çatışmayı inceleme görevi almıştır. 2000 yılından itibaren Tarımsal Bakış dergisinde biyoteknolojinin pazar ve ticaret üzerindeki etkilerinin analizine yer verilmesine karar verilmiştir.

Ulusal mevzuat çalışmaları:

Ülkemizde ilk mevzuat hazırlık çalışmaları Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından başlatılmıştır. Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğü koordinasyonunda yürütülen çalışmalar neticesinde, ilgili mevzuat çalışmalarında çok kısa sürede büyük aşamalar kaydedilmiştir. Transgenik bitkilerle ilgili mevzuat çalışmaları dünyanın diğer ülkeleri ve uluslararası mevzuat çalışmaları ile paralel olarak yürütülmektedir. Ülkemizde gerek özel sektör ve gerekse Kamu kuruluşları tarafından yapılan Biyoteknolojik çalışmalar yakından takip edilerek gerekli müdahale ve yönlendirmeler yapılmaktadır.

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı tarafından Transgenik Bitkilerle ilgili mevzuat hazırlığı çalışmalarına 31 Mart-1 Nisan 1998 tarihlerinde Tarımsal Araştırmalar Genel Müdürlüğünde “Transgenik Bitkiler ve Güvenlik Önlemleri” konusunda, ilgili araştırma kuruluşları ve Genel Müdürlükler ile Üniversitelerden temsilcilerin katılımıyla yapılan bir toplantı ile başlanmıştır. Toplantı sonucunda; Transgenik bitkilerin ve ürünlerinin ülkemize girişlerinde ne gibi teknik uygulamaların yapılacağına ilişkin görüş ve raporların hazırlanmasına karar verilmiştir.

Daha sonra, belirlenen ana esaslar çerçevesinde teknik uygulamalara temel teşkil edecek görüş ve raporlar oluşturulmuştur. Bu kapsamda, konu “Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri, Transgenik Kültür Bitkilerinin Tescili ve Genetik Yapısı Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) Üretilmesi, Pazara Sürülmesi ve Gıda Olarak Kullanımı” olarak üç kısma ayrılmıştır. Bunlardan “Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri Hakkında Talimat” Makamın 14.5.1998 gün ve TGD/TOH-032 sayılı Olur’ları ile yürürlüğe konulmuştur. Ancak, bu talimat kapsamında uygulamada ortaya bazı aksaklıklar çıkmış ve ayrıca tescil ile ilgili düzenlemelerin de yapılmasına acil ihtiyaç hasıl olmuştur. Her iki hususunda “Bitki Çeşitlerinin Tescil Edilmesine İlişkin Yönetmelik” kapsamına alınmasının uygun olacağı düşünülmüş ve ilgili kuruluş ve özel sektör temsilcilerinin de katılımı ile Aralık 1998'de bir toplantı yapılmıştır. Bu toplantıda çıkan görüşler doğrultusunda söz konusu yönetmelikte ilgili değişikliklerin yapılması için çalışmalar devam etmektedir. Ancak, daha önce çıkartılan talimat gereği Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri, Bakanlığa bağlı Enstitülerde devam etmekte olduğundan, herhangi bir aksaklığa meydan vermemek için, "Bitki Çeşitlerinin Tescil Edilmesine İlişkin Yönetmelikte" gerekli değişiklikler yapılıncaya kadar, "Transgenik Kültür Bitkilerinin Alan Denemeleri" ile ilgili talimatın aksayan yönlerinin düzeltilmesi amacıyla adı geçen talimatta yapılan değişiklikler 25.03.1999 tarihli Makam Olur'u ile yürürlüğe girmiştir.

Yukarda bahsedilen çalışmalara paralel olarak "Genetik Yapıları Değiştirilmiş Organizmaların (GDO) Üretilmesi, Pazara Sürülmesi ve Gıda Olarak Kullanımı" ile ilgili mevzuat çalışmaları da son aşamasına gelmiştir.

Ülkemizde hazırlanan mevzuat kapsamında transgenik bitkiler 1998 yılından itibaren Alan Denemelerine alınmaya başlamıştır. Değişik firmalar tarafından ithal edilen ürünlerde yapılan Alan Denemeleri Bakanlık Araştırma Enstitüleri tarafından yürütülmüştür. Bu denemeler pamukta Harran Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından Akçakale'de ve Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından Antalya'da, mısır ve pamukta Çukurova Tarımsal Araştırma Enstitüsü tarafından Adana'da ve patateste Niğde Patates Araştırma Enstitüsü tarafından Niğde ve Afyon'da yürütülmüştür. Deneme sonuçlarının değerlendirilmesi neticesinde ürünlerle ilgili yeterlilik kanaati hasıl olmadığından denemelerin tekrarına karar verilmiştir. 1999 yılı denemeleri ise yine aynı ürünlerden pamukta Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsü tarafından Nazilli'de ve Harran TAE tarafından Akçakale'de, mısır ve Pamukta Çukurova TAE tarafından Adana'da ve patateste Patates AE tarafından Niğde'de kurulmuştur. Bu ürünlerde risk analizi ve risk değerlendirmesi yapılabilmesi için gerekli gözlem ve ölçümler yapılmaktadır. Ayrıca gıda eşdeğerliliğinin tespit edilebilmesi için de gerekli analizler ilgili laboratuarlarda yapılacaktır. Denemelere alınan transgenik bitkilerde bulunan ilave özellikler, pamukta yabancı ot ilacına ve pembe ve yeşil kurda dayanıklılık, mısırda sap kurdu ve koçan kurduna dayanıklılık, patateste ise patates böceğine dayanıklılıktır.

Transgenik bitkilerin alan denemelerinin tamamlanmasını takiben tescili, üretime sokulması ve gıda zincirinde kullanılması gündeme gelecektir. Bu hususların mevzuat kapsamına alınması ile ilgili çalışmaların yıl sonu itibariyle tamamlanması planlanmaktadır.

Taraf olduğumuz ve kanun hükmü taşıyan BM Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi 8(g) bendi gereğince GDO’lardan kaynaklanabilecek riskleri kontrol altına almak amacıyla gerekli yasal, idari ve kurumsal mekanizmaları kurmak ve sürdürmek uluslar arası seviyede ulusal yükümlülüğümüzdür.

II- ÇEVRESEL VE SOSYO-EKONOMİK DEĞERLENDİRME

Çevresel Değerlendirme

Modern biyoteknoloji uygulamaları özellikle tarım sektöründe gübre ve ilaç kullanımını azaltacak nitelikte çeşitler geliştirilmesi ile çevre kirliliğinin azaltılmasına katkı sağlama yönünde umut vermektedir. Ürün kalitesinin ve miktarının artırılması amacına ulaşılması halinde de doğal alanların tarım arazisine dönüştürülmesi ihtiyacı azalacağından doğal yaşama ortamlarının korunmasına dolaylı katkı sağlayacaktır. Ayrıca mikroorganizmalar biyolojik temizleme ve atık arıtımında kullanılmaktadır.

Piyasaya sürülmüş olan bitki çeşitleri henüz sözü edilen amaçlara ulaşmamıştır. Hastalık ve zararlılara dayanıklı çeşitler geliştirilmiştir. Bu çeşitlerin üretiminde tek tip ilaç ve gübre kullanımı söz konusudur. Çevre sektörü halihazırda modern biyoteknolojinin olumlu katkısını almamış daha ziyade riskleri ile karşıkarşıya bırakılmıştır.

Transgenik ürünler tabiatta yetişen diğer ürünlerden farklı olarak kendi türlerine ait olmayan genleri taşıdıklarından beraberinde bazı önemli tereddütleri de getirmektedir. Bu tereddütlerin giderilmesi yoğun ilmi araştırmalar yanında uygulama sonuçları görülerek zaman içinde olacaktır.

Transgenik ürünlerin üzerinde risk oluşturma ihtimali bulunan başlıca alanlar şunlardır: insan ve hayvan sağlığı, biyolojik çeşitlilik, çevre, ve sosyo-ekonomik yapı.

Uygulanmakta olan mevcut biyoteknolojik yöntemlerle bitkisel ürünlere aktarılan genler bitki, bakteri ve virüs kaynaklıdır. Gen aktarımı veya değişikliğe uğratılması sırasında işaretleyici olarak antibiyotik dayanıklılık genleri (kanamisin ve ampisilin) kullanılmaktadır. Gen aktarımı ile birlikte diğer organizmalardan hastalık ve alerji yapacak özelliklerin taşınması ihtimali transgenik ürünlerin birincil ve ikincil metabolik ürünleri içinde beklenmeyen biyokimyasal ürünler bulunması risklerini ortaya çıkarmaktadır. Ayrıca, antibiyotik dayanıklılık genlerinin insan yada hayvan bünyesine geçmesi nedeniyle dayanıklılık oluşması, transfer edilen genlerin insan bünyesindeki bakterilerle birleşme ihtimali, virüs kaynaklı genlerin dayanıklılık genini diğer virüslere transfer etme ihtimali de insan ve hayvan sağlığı için oluşabilecek risklerle ilgili diğer kaynaklardır.

Canlılara aktarılan yeni özellikler bu canlıların, özellikle bitkilerin, salıverildikleri çevrede bitki sosyolojisinin bozulmasına, doğal türlerde genetik çeşitliliğin kaybına, ekosistemdeki tür dağılımının ve dengenin bozularak genetik kaynakları oluşturan yabani türlerin doğal evaluasyonlarında sapmalara sebep olabilecektir. Transgenik ürünlerden olabilecek bir gen kaçışı yabani türlerin de aynı özelliğe sahip olmalarına neden olabilir. Bu durumda tabii evaluasyon ve dolaysıyla gen kaynakları geri dönülmesi zor bir tahribatla karşı karşıya kalacaktır. Eğer yabani otlara dayanıklılık geni, transgenik bitkinin yabani türlerine geçer ise bu türlerle yapılacak mücadelenin zorluğu açıktır. Böyle bir durumda mevcut gen kaynağının tamamen kaybedilmesi dahi söz konusudur. Sahip olduğumuz biyolojik çeşitliliğin korunması açısından, gen kaynakları ülkemizde bulunan türlerin transgenik olanlarının getirilmesinde ve üretilmesinde hassasiyet gösterilmesi gerekmektedir.

Aktarılan yeni özelliklerden veya kullanılan teknolojide taşıyıcı olan veya değiştirilerek çevreye bırakılan mikro-organizmaların toprak mikro-organizma yapısına etkileri konusunda tereddütler vardır. Eğer geliştirilen mikro-organizmalar ortama hakim olurlarsa, ki böyle bir ihtimal mevcuttur, doğal ortam bozulacaktır. Çevreye ve biyoçeşitliliğe, olabilecek bir diğer etki de, tek yönlü kimyasal uygulanmasından kaynaklanacak olan tek yönlü evaluasyonun teşvik edilmesidir. Böylece, ortamda, tek yönlü bir flora ve fauna oluşumu meydana gelecektir. Dolayısıyla, çevrede bir dengesizlik meydana gelebilecektir. Ayrıca, virüslerden alınan genlerin dayanıklılık özelliğini diğer virüslere transfer etmesi durumunda virüs populasyonlarında istenmediği halde dayanıklılık oluşacağından çevre için ayrıca bir risk oluşturmaktadır.

Bitki çeşitlerinin teknoloji ürünü çeşitler haline gelmesi geleneksel çiftçilikte ve yerel türlerin kullanımında olumsuz etkilere neden olacağı gibi, tarımda dışa bağımlılık sonucunu da doğuracaktır. Çünkü, transgenik ürünler gelişmiş ülkelerde ve özel sektör tarafından kar amacıyla üretilmektedir. Bu ürünler çoğunlukla açık tozlaşan hibrit türlerdir. Dolayısıyla her yıl tohum yenilenmesi gerekmektedir. Hali hazırda, transgenik ürünlerin tohumları, transgenik olmayanlara göre, değiştirilen özelliğe bağlı olarak %25 ile %100 arasında daha pahalıdır. Yüksek fiyat nedeniyle tohumluk alımını uzun süre devam ettiremeyecek olan küçük çiftçiler bu durumdan zarar göreceklerdir.

III- EKONOMİK DEĞERLENDİRME

Biyoteknolojik yöntemlerle elde edilen transgenik ürünler, klasik ıslah yöntemleri ile çözülemeyen ekonomik öneme sahip bazı problemlerin çözümünde önemli katkılar sağlamaktadır. Hastalıklara ve zararlılara dayanıklılık sağlayan genlerin aktarılması ile hem kullanılan ilaç miktarlarında azalma meydana gelmekte ve hem de verimde bir artış sağlanmaktadır. Raf ömrünün uzatılması ve aromanın artırılması ise pazarlamada kolaylık sağlamaktadır. Yabancı ot ilaçlarına dayanıklılık genlerinin aktarılması ile de ilaçlama sayısı azaltılmakta, ilaç uygulaması ile tüm yabancı otlar ölürken bitki canlı kalmakta ve masraflar düşürülürken verimde de belirli bir artış sağlanmaktadır.

Halihazırda en çok üretimi yapılan transgenik bitkiler: Mısır (Sap ve koçan kurduna dayanıklı, yabancı ot ilacına dayanıklı), soya (yabancı ot ilacına dayanıklı), patates (virüse ve patates böceğine dayanıklı), pamuk (yeşil kurda ve yabancı ot ilacına dayanıklı), domates (daha uzun raf ömrü, artırılmış aroma)

Transgenik ürünler en çok, bu ürünlerin geliştirildiği ABD'de ekilmektedir. Diğer bazı ülkelerde ise henüz gelişme yolunda, bazılarında ise hiçbir gelişme yaşanmamaktadır. İlk transgenik bitkiler 1985 yılında tarla denemelerine alınmış olmasına rağmen üretimine 1996 yılında başlanmıştır. Transgenik bitkilerin dünyadaki genel durumu, ekilişi ve gelişmeler ile ilgili değerler aşağıda verilmiştir.
 
 

Dünyada toplam transgenik bitki ekim alanları (1996-98)
(Milyon Ha)
Yıl
Ekim Alanı
1996
1.7
1997
11.0
1998
27.8
Kaynak: ISAAA Briefs, 8-1998

 
Ürünler bazında dünya toplam transgenik bitki ekilişleri (1997-98)
Ürün
Ekim alanı (Milyon Ha)
1997
1998
Soya fasulyesi
5.1
14.5
Mısır 
3.2
8.3
Pamuk 
1.4
2.5
Kolza 
1.2
2.4
Patates
< 0.1
< 0.1
Toplam 
11.0
27.8
Kaynak: ISAAA Briefs, 8-1998

 
Ülkeler bazında dünya toplam transgenik bitki ekilişleri (1997-98)
Ülke
Ekim alanı (Milyon Ha)
1997 1998
ABD  8.1 20.5
Arjantin  1.4 4.3
Kanada  1.3 2.8
Avustralya  0.1 0.1
Meksika  < 0.1 < 0.1
İspanya  0.0 < 0.1
Fransa  0.0 < 0.1
Güney Afrika  0.0 < 0.1
Toplam  11.0 27.8
Kaynak: ISAAA Briefs, 8-1998

 
Değiştirilen özellikler yönünden dünya toplam transgenik bitki ekilişleri (1997-98)
Değiştirilen 
Özellik
Ekim alanı (Milyon Ha)
1997
1998
Yabancı Ot İlacına Dayanıklılık 
6.9
19.8
Zararlılara Dayanıklılık 
4.0
7.7
Yabancı Ot İlacı ve Zararlılara Dayanıklılık 
< 0.1
0.3
Kalite 
< 0.1
< 0.1
Toplam 
11.0
27.8
Kaynak: ISAAA Briefs, 8-1998

Yukarda verilen rakamlara Çin Halk Cumhuriyetinin ekilişleri dahil değildir. Ancak, bu ülkede 1 milyon Ha'ın üzerinde transgenik bitki ekilişleri olduğu, bu ekilişlerin büyük çoğunluğunu soya fasulyesi ve pamuğun oluşturduğu tahmin edilmektedir.

Balıklar ve hayvanlarda yapılan çalışmalar neticesinde ekonomik olarak üretime sokulan tek canlı balıklar olmuştur. Değişik balık türlerinde değişik hastalıklara dayanıklılık genleri aktarılmıştır. Hayvanlarda ise kopyalama hariç henüz kayda değer bir aşama kaydedilememiştir.

IV- HEDEFLER

Transgenik ürünlerden doğabilecek risklerin azaltılması ve beklenen azami faydanın sağlanması mümkündür. Ülkemize getirilecek transgenik ürünlerin tamamı bir ön incelemeden geçirilmelidir. Risk oluşturma ihtimali olan ürünlerde risk analiz ve değerlendirmeleri yapılmalı ve risk yönetimi uygulanmalıdır. Bu ürünlerin üretiminde gerekli önlemler alındığında risklerin minimuma indirilmesi bazı durumlarda ortadan kaldırılması mümkündür.

Uluslararası yaklaşımlar

GDO ihracatçısı ülkeler (ABD, Kanada ve Avustralya) Şili, Uruguay ve Arjantin’nin de desteğini alarak GDO’ların serbest ticaretinden yana politika benimsemiştir. Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi Biyogüvenlik Protokolü görüşmelerinde Protokolün GDO’lardan kaynaklanan zararların sorumluluğu ve telafisi konusundaki maddesinde ortaya koydukları tavır ile GDO’ların sorumluluğunu üstlenmemektedirler.

Avrupa Topluluğunun biyogüvenlik konusunda 1990 yılında çıkarttığı kapsamlı bir direktifi bulunmaktadır. Bir önceki grupta verilen ülkelerle karşılaştırıldığında AT'nin mevzuatı oldukça katı kurallar ihtiva etmektedir. Bu nedenle Avrupa'da transgenik ürünlerin üretim ve kullanıma sokulması oldukça yavaş seyretmektedir. Transgenik ürünlerin üretim ve tüketimine en sıcak bakan ülkeler Fransa, İspanya ve İngiltere'dir. Ancak, bunlardan ilk ikisinde sembolikte olsa üretimler olmasına rağmen İngiltere henüz üretimle ilgili açık bir tavır göstermemektedir. Danimarka, İsveç, Norveç ve Avusturya aşırı kamu oyu baskısı nedeniyle şimdilik herhangi bir üretim faaliyetine sıcak bakmazken diğer birlik ülkeleri özellikle İngiltere'nin açık tavrının belirli olmasını beklemektedir. AT'nin yaklaşımının çoğunlukla politik esaslara dayandığı tahmin edilmektedir. Bunun temel nedenleri olarak topluluk içerisinde tarım ürünlerine yüksek oranda sübvansiyon uygulanması ve halihazırda bir çok üründe üretim fazlası bulunması ve topluluk ülkelerinden herhangi birinde geliştirilmiş ve müsaade almış rekabet üstünlüğü olan transgenik bir ürünün bulunmayışı gösterilmektedir. Ancak, topluluk üyesi ülkelerde değişik ürünlerde toplam 1500 civarında alan denemesi kurulduğu bilinmektedir. AT'nin kısa süre içerisinde bu ürünlerin üretimine izin vereceği tahmin edilmektedir.

Avrupa Topluluğuna üye ülkeler biyogüvenlik protokolünün gerekliliğini savunmaktadır. Ancak bu protokolün DTÖ anlaşmaları ile çatışmayacak ve ticarette gereksiz engellemeler getirmeyecek bir kapsam ve kurallar getirmesini, bilimsel verilerin alınacak tedbirlerde temel alınmasını önermektedir. Diğer taraftan AT Direktiflerinde yer almasına rağmen etiketleme hükümlerinin protokolde yer almasına karşı çıkmaktadırlar. AT’nin protokol görüşmelerinde altığı tavır ile iç uygulamaları karşılaştırıldığında bu ülkelerin GDO’lar konusunda iç uygulamaları ile uluslararası uygulamaları arasında çifte standart uygulayacağı anlaşılmaktadır. AT ülkelerinideki yoğun tüketici baskısı dikkate alınırsa bu ülkelerin iç pazarlarında GDO ve ürünlerinin etiketlerinde açıkça belirtilmeden tüketim pazarına sürülmesi beklenemez. Ancak biyoteknolojinin ticari faydalarından yararlanmak isteyen üye ülkeler gelişmekte olan ülkelerde kendilerine pazar yaratma çabasındadır. Bu nedenle Biyogüvenlik Protokolünde katı hükümleri yumuşatma eğilimi göstermişlerdir. Bunun yanısıra AT gelişmekte olan ülkelerin karar prosedürüne güvensizlik duyduklarını da ortaya koymaktadırlar.

OECD ülkelerinin çoğunluğu, kapsamı çok dar, getirdiği tedbirler yetersiz de olsa, protokolün yürürlüğe girmesinin biyogüvenlik alanında ilk adım, GDO ticaretinin devamında ise zorunlu olduğu görüşündedir. Bu doğrultuda söz konusu grup protokol metni üzerinde diğer gruplar arasında uzlaşma sağlamak için çaba sarfetmiştir. Küresel boyutta mevcut olan tüm farklı yaklaşımlar OECD içinde de mevcuttur. OECD’nin çeşitli çalışma grupları bu farklı yaklaşımları uzlaştırma çabasındadır. Hakim olan yaklaşım ise bilimsel temellere dayanarak risk değerlendirme yapılması ve GDO’ların ticaretinin kolaylaştırılmasıdır.

Güney Amerika ve Asya ülkelerinin çoğunluğu ile Afrika ülkeleri, genetik kaynakların sahibi ülkeler olarak bu kaynakların korunması amacını önde tutmakta, GDO’ların ve ürünlerinin sıkı tedbirler alınarak ve ön tedbir alma prensibine bağlı kalarak piyasaya sürülmesini, ticari izinlerde sosyo-ekonomik değerlendirmelerin de dikkate alınmasını savunmaktadır.

DTÖ altında Çevre ve Ticaret Komitesi genel olarak çevre koruma tedbirleri ile ticari çıkarlar arasında oluşan çatışma ve çelişkilerin giderilmesi amacıyla kurulmuştur. Ticarette getirilen teknik engellerin dayanakları tartışma konusudur. Bu güne kadar gelişmiş ülkelerin gelişmekte olan ülkeler üzerinde çevresel risklerin önlenmediği gerekçesi ile getirilen ticari engeller biyoteknoloji uygulamalarında gelişmiş ülkelerin aleyhine işleyebilecek duruma gelmiştir. Bu nedenle Rio Deklerasyonu maddelerinden olan öntedbir prensibinin uygulanmaması yönünde çaba sarfedilmektedir. Diğer taraftan gelişmekte olan ülkeler GDO veya ürünlerini pazarlama aşamasına geldiğinde gelişmiş ülkelerin DTÖ kurallarını nasıl işleteceği soru işaretidir.

GDO’lar tüm olası riskleri bir tarafa, doğal ortama yabancı tür olmaları ve geleneksel kültür türlerinden farklı besin içeriğine sahip olmaları nedenleriyle üretimi ve tüketimi kontrol altında tutulması gereken canlılardır. Dünya pazarında bu canlıların ve ürünlerinin giderek artacağı düşünülen payı biyolojik çeşitliliğimiz yanında dış ticaretimizi de etkileyecektir. Bir defa çevreye salımı gerçekleştikten sonra geleneksel türlerin ve yabani türlerin genetik yapılarından modifiye edilmiş genetik materyalin temizlenmesi mümkün olmayacağından, biyolojik çeşitliliğin, insan sağlığının, kültür türlerinin ve ülkemizin ekonomik çıkarların GDO’lardan kaynaklanacak olası tehlikelerden korunması için yasal ve idari tedbirler alınmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Özellikle tarımsal üretim ve ekonomi dikkate alınarak öncelikle GDO’ların ithalatı, ülke içinde geliştirilmesi ve üretimi konularında ulusal politikanın ivedilikle oluşturulmasında ve bu politikaya uygun tedbirlerin hayata geçirilmesinde fayda görülmektedir.
 

ÖNCELİKLER VE TEDBİRLERİN BELİRLENMESİ İÇİN DEĞERLENDİRME
 
   
Ekonomi
Çevre
Sosyal yapı
   
+
-
Tedbirler
+ - Tedbirler
-
+
Tedbirler
Teknolojiye bağlı faktörler                    
  rDNA                  
  Enjeksiyon                  
  hücre füzyonu                  
  alıcı organizma                  
  verici organizma                  
Kazandırılan özellik                    
  pesdisid direnci                  
  herbisid direnci                  
  çevresel şartlara dayanıklılık                  
  gıda değerine katkı                  
  raf ömrü                  
Kullanım alanı ve amacı                    
  iç pazara yönelik üretim                  
  dış pazara yönelik üretim                  
  gıda sektörü                  
  tıp                  
  endüstri                  
  araştırma                  
...©  DPT,  9.12.1999
plan8.dpt.gov.tr/biyotekn/sunus.html
plan8
dpt